yakıcı sır

Benim için Stefan Zweig’in okuğum ilk kitabı olma özelliğini taşıyan, “Yakıcı Sır” Türkiye İş Bankası Yayınlarının ise Modern Klasikler Dizisinin 61 numarası olmaz özelliğini taşımakta. Kitapta bahsi geçen konu yetişkinlerin hayatları olsa da kahramanımız 12 yaşında bir oğlan çocuğu.  Ve muhattaplarına da  bir çocuğun aile ve sosyal yaşamından beklentilerine birkaç mesaj gönderiyor.

88 sayfayı yaklaşık 15 ayrı başlıkta hakim bakış açılı anlatıcıdan dinliyoruz. Öyle hatırlıyorum ki, ‘filler’ isimli başlıktan sonra da kahraman anlatıcımızın dilinden de okumaya devam ediyoruz.

Olay, Avusturya Alplerinde bir otelde geçiyor. Baron isminde bir genç adam gönül eğlendirmek için bol kaçamaklı ve kendince tabir ettiği zararsız bir ilişki niyetiyle giriş yaptığı otelin konuk listesine göz gezdirirken umduğunu bulamayınca, ”Burada benim ne işim  var!”, “Ne bir genç kadın ne de bir tanıdık!”, “Bu dağda olmak büroda çalışmaktan beter!” diye başlıyor hayıflanmalara. Asık yüzüyle etrafa  bakınırken “Mais tais-toi  Edgar ” diye bir ses duymasıyla maceraya başlıyor.

Edgar, ağır bir hastalık geçirmiş, doktorun tavsiyesi üzerine babası tarafından annesiyle tatile gönderilmiş bir çocuk.

O ses de, annesine ait. “Kes sesini Edgar!” diyor.

Baron ise umutla gözleri parlıyor, tabiri yerindeyse ağına bir yem düşürme sevincini içten içe yaşıyordu. Bir şekilde kadınla muhabbet kurup yakınlaşıp tatilini keyifli geçirebilme düşüncesini gerçekleştireceği umuduyla heyecanlanıyor. Zamanla kadından yüz bulamayacağını anlayınca oğlu Edgar ile arkadaş oluyor. Ona sözler verip gerçek bir arkadaşmış gibi birlikte güzel vakit geçiriyorlar. Edgar,yeni arkadaşı Baron’u annesiyle tanıştırıyor ve 1-2 akşam yemeğinden sonra Edgar buluşma sebebi ve sohbet konusu olma yerini gizemli bakışmalara ve yetişkin sohbetlerine bırakıyor. İlk başlarda yeni arkadışını annesinden kıskansa, keşke tanıştırmasaydım diye düşünmeye başlasa da çok zaman geçmeden bu işin içinde başka bir iş olduğunu hissediyor ve tüm masum fikirleri, temiz kalbiyle olayları adeta bir hafiye gibi geceli gündüzlü takip ediyor.  Ve yetişkinlerin çalkantılı, yalan dolu dünyası 12 yaşındaki Edgar’ın masum gözünden bir solukta aktarılıyor.

“Hiçbir şey zekayı tutkulu bir kuşku kadar bileyemez. Hiçbir şey olgunlaşmamız bir zihnin bütün olanaklarını karanlıkta kaybolan bir iz kadar harekete geçiremez.”

“Bizim daha çok küçük olduğumuzu ve geceleri hep uyuduğumuzu sanıyorlar, fakat uyur gibi yapıp kulak kabartabileceğimizi, aptal gibi görünüp çok zekice davranabileceğimizi unutuyorlar.”

“Daha dün çevresinde kardeşçe fısıldayan ağaçlar şimdi bir anda tehlikeli bir karanlık gibi etrafını sarmıştı.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir