dokunmadan

El yazısıyla, kahkahayla ve gözyaşıyla.

Başlıyoruz.

Ne. Yıldırım’a olan,

Kişisel ön yargılarımdan bahsedip ilerisi için şimdiden- daha okuduğum ilk kitabından ve dinlediğim bibliyofil sohbetinden -kendimde ciddi bir Ne.Yıldırım hayranı olabilme potansiyeli gördüğümden sebep yazdıklarımdan utanma duygusu yaşamak istemeyeceğimden ortamı germemeyi tercih ederim.

“Dokunmadan,

Adalet isminde 29 yaşında bir karakterin ölümcül bir hastalığa tutulduğunu öğrenmesiyle açılan bir roman. Adalet hastanede geçirdiği bu süreç boyunca bir tür iç muhakemeye gidiyor ve yaşarken işlediği kabahatleri düşünmeye başlıyor. Çünkü var oluşsal hakikati derin bir suçluluk duygusuna dayanan bir karakter, Adalet ve bu suçluluk duygusunun kökenini arıyor aslında. Kabahatlerini geriye doğru düşünürken hatırlayabildiği ve bireysel işlediği ilk kabahati, günahı buluyor, beş yaşındayken işlediği basit

bir suç bu aslında. ”

Ve Adalet’in serüveni beş yaşına gitmek üzere bir yolculuğa çıkıyor. Yanında çok yakın arkadaşı Hülya ve yolda tanıştığı Sadi Seber ile birlikte. Adalet yoldayken de aslında Ne. Yıldırım’ın genel olarak romanlarında olduğunu söylediği kasvetli havayı biz de soluyabiliyoruz fazlasıyla şöyle ki “Türkiye talihi kahramanların psikolojik durumuyla örtüşünce böyle” şeyler çıkıyor ortaya diyor. Hakikaten de öyle, Nuh Köklü’den tutun da  bir türlü aşamadığımız, alışamadığımız kadının toplu taşıma araçlarında yaşadığı sorunlara kadar neredeyse her satırda ülkemiz güncesinden bir şeylere de dokunuyor.

Aynı şekilde aşık olunca bir kadının neler hissedip neler bekleyeceğinden de hatta aşık olmasına gerek olmadan bir insanın birinden beklenti sürecini de işlemiş. Daha açıklayıcı olması adına o satırlardan biraz taşımak istiyorum günceme.

Bir uçak sahnesi var. Adalet, beş yaşına hatasını düzeltebileceğine inandığı için yolculuklar üstüne yolculuklar aşıp yaklaşıyor. Yolda tanıştığı ve konuştukça alıştığı Sadi Seber’i beklediği bir bölüm var. Ve o anı tanımlaması bence birini sevip onunla hayal kuran ve kurduğu hayalin gerçekleşeceğine inanan ama gerçekleşmediğini görünce de hayal kırıklığı yaşayan herkesin cümlesi; “kalbimin rendelendiğini hissedip kös kös oturdum.”  Şu cümleyi anlatabilmek için ne yolculuklar teptim ben de satırlar arasında he.

El yazısıyla, kahkahayla, gözyaşıyla okudum, sevdim. Güzeldi, iyiydi, keyifliydi, acıklıydı, komikliydi, sözlüklüydü velakin üstatla da çok ismini konduramadığımız şekilde bitmeyen cümleliydi. Özellikle Sadi Seber’lilerde hissettiğim bitmeyen cümleler, öyküyle arayı açmalar sanki biraz reyting peşinde heder olmuş Türk dizisini çağrıştırdı. Kesinlikle abartı veya gerçeklikten uzak şeylerden bahsetmiyorum. Belki fazla gerçekçilikten belki yazarın yazmayı fazla sevdiğinden diğer kitaplarını da okusak belki de alışacağımız, tanıyacağımız bir durumdan.

Kaleminize sağlık Ne. Yıldırım. Nice yüreklere dokunarak..

Sevgiyle,

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir